“Mutlak Butlan” Ne Anlama Geliyor?
21 Mayıs 2026, demokrasimiz açısından önemli bir kırılma anı olarak tarihe geçecektir; siyasi tarihimizde bir ilktir. Anayasamızın 79. maddesinde, “Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını ve Cumhurbaşkanlığı seçimi tutanaklarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur. Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz” denilmektedir; ama 4-5 Kasım 2023’te yapılan Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultay sonuçları aradan üç yıl geçtikten sonra Ankara’daki bir Bölge Adliye Mahkemesince geçersiz sayılmıştır, üstelik öncesinde konuyla ilgili olarak başka bir mahkeme tarafından yetkisizlik verildiği, bir mahkeme tarafından da “delegenin iradesinin sakatlanmış sayılamayacağı” için davanın konusuz kaldığına ilişkin karar alınmış olmasına karşın…
İlgili mahkeme, “Türk Medeni Kanunu”nun “dernek kurullarının iptali” konulu 83. maddesine göre karar vermiştir; oysa hakkında karar alınan kuruluş bir dernek değil siyasi bir partidir. Bu çelişkiyi, kararla birlikte partinin yönetimine gelenlerin de görmüş olması, itiraz etmesi beklenirdi; ama öyle olmadı… Gerçeklerin göz ardı edilmesi, demokrasimize zarar verebilecek uygulamalara aracı olmaktan öte bir anlam taşımayacaktır.
Biz dilciyiz; ortak dilimiz Türkçeyle konuşuyoruz. Bütün yasa metinleri Türkçe, bu metinler üzerine tartışmalar Türkçe yapılıyor. Türkçe yazılan her metni, yapılan her konuşmayı doğru anlamak durumundayız; Anayasa metinlerini de böyle okuyoruz. Anayasaya göre seçim sonuçlarının geçerliliği konusunda tek yetkili kurum Yüksek Seçim Kurulu’dur (YSK); “tam hükümsüzlük” ya da “kesin geçersizlik” anlamındaki “mutlak butlan” kararının Anayasanın ilgili hükümleriyle çeliştiği görülmektedir. Kaldı ki 38. Kurultayın geçersiz olduğuna ilişkin bölge mahkemesi tarafından verilen karar konusuz kalmıştır; çünkü 39. Kurultay sonrasında da aynı sonuç alınmıştır. Son kurultay delegelerini mahallelerden başlayarak seçenler, önceki kurultayda olduğu gibi yine aynı partinin üyeleridir.
Sözkonusu kararla, seçimle işbaşına gelenlerin seçimden sonra yıllar geçse de yargı kararlarıyla görevden alınabileceğine ilişkin bir ilk örnek oluşmuştur; bu demokrasimiz açısından kaygı vericidir. 38. Kurultayın tümden geçersiz sayılması sonrasında “tedbir kararı”na itiraz eden parti hukukçularının mahkeme tarafından görevlendirilen yeni yönetimce hemen görevden alınmış olması olası çözüm umutlarını ortadan kaldırmıştır.
Kimi çevrelerce, “YSK’nin yargı kararlarına itiraz etme hakkı yoktur” denilmektedir. Temel soru şudur: YSK tarafından onaylanmış seçim sonuçlarını bölge adliye mahkemelerin değiştirme yetkisi var mıdır? Tedbir kararının doğrudan doğruya mağduru olan seçilmişlerin ise ne Bölge Adliye Mahkemesine ne de konunun asıl tarafı olan YSK’ye itiraz haklarının olamayışı, üstelik bu hakkın yeni görevlendirilen yönetim tarafından apar topar ellerinden alınması adaleti yaralayıcı niteliktedir. Karar sonrasında oluşan hukuksal ve siyasal karmaşa, olup bitenin geriye dönük tüm seçimlerin de tartışma konusu yapılabileceği sonucunu ortaya çıkarmaktadır.
“Gerekli itirazlar yapılsın, sorun yine hukuk yoluyla çözülsün demek” de yetmemektedir; çünkü sürecin sonuçlanması zamana bağlıdır, ne zaman sonuçlanacağı ise belirsizdir. Bu durum, seçilmişlerin mağdur olmalarına neden olmaktadır. Kurultayın iptal kararında belirtilen gerekçe seçmenin iradesinin sakatlanmış olabileceğinden yola çıkılarak yazılmışsa da asıl konu, süreç içinde siyasi yarışın seçilmişler aleyhine bozulmuş olabileceği gerçeğidir. Sorunla ilgili açıklama yapması beklenen kurumun konuyla doğrudan ilgili ve sorumlu kurum olduğu anlaşılmaktadır; bu kurum YSK’dir. “Benim kararlarıma itiraz süresi bellidir, sonuçlandıktan sonra kararlarım sorgulanamaz; bu, Anayasayla kayıt altındadır” demesi beklenen kurum YSK’dir. Karara itiraz etmesi gerekenler kararla yeniden yönetime getirilen eski partililerdir; ancak göreve getirilen yönetimce verilen dilekçeyle parti genel merkezine gaz ve plastik mermi kullanılarak girilmiş, seçilmişler zorla parti binasının dışına çıkarılmışlardır. Kurultaya hemen gidilmesini sağlamak amacıyla parti meclisinden istifa edenlerin istifa dilekçelerini kabul etmeyen ve bunu mahkemenin tedbir kararına bağlayan yeni yönetim her nasılsa parti meclisi üyelerini ihraç etme yetkisini kendisinde görebilmiştir. İhraçlar parti meclisi tarafından yapılması gerekirken yeni parti yönetimi, milletvekillerinin ihraç işlemlerini Merkez Yönetim Kurulu üzerinden işletmeye çalışmıştır. İşin ilginç tarafı görevden alınan parti başkanının YSK’nin verdiği yetki belgesine sahip olması, göreve gelen başkanda ise bu belgenin olmayışıdır. Yeni parti yönetimin olağanüstü kurultaya gidip sorunu çözümleyeceğini düşünmek, tedbir kararından başlayarak geçen süredeki tutum ve davranışlara bakılırsa gerçekçi bir yaklaşım olmayacaktır.
Bugüne değin delegenin iradesinin sakatlandığına ilişkin açılmış ceza davaları sonuçlanmamıştır; ancak partinin birden çok kez seçilmiş yöneticisi bağlı gerekçeler üzerinden bölge mahkemesi tarafından görevden alınmıştır. Parti içi işlemlerde mahkeme tarafından görevlendirilen yönetimce hem eski hem de yeni tüzüğe uymayan kararlar alınabilmektedir. Artık buna, bir partinin iç sorunu gözüyle bakılmamalıdır; bu bir cumhuriyet ve demokrasi sorunu olmuştur, ivedilikle çözümlenmesi yaşamsal önemdedir.
Dil Derneği Yönetim Kurulu Adına Genel Yazman
Ahmet Pekel