3 Mart Devrim Yasaları
3 Mart 1924, çağdaşlaşma yolundaki Türkiye için çok önemli bir tarihtir. 29 Ekim 1923’te cumhuriyetin kuruluşundan beş altı ay sonra 1924’te, aynı gün onanan üç yasayla yönetim biçiminin yeniden belirlenmesi, kurumsal yapının oluşturulması, kamusal alanın tanımlanması, eğitim sisteminin çağa uygun biçimde örgütlenmesiyle laikliğin toplumsal temelleri atılmıştır.
29 Ekim 1923’te, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!” anlayışı benimsenmişti. 3 Mart yasalarıyla siyasal, dinsel anlamda yönetme yetkisine sahip “hilafet makamı” kaldırılmış, devlet yönetimi dinsel değil, ulusal temele dayandırılmıştır. Yasadan önce “Şeriye ve Evkaf Vekâleti” hem din işlerini hem de vakıf mallarını yönetiyordu. Yeni yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte din hizmetleri devletin denetiminde ama siyasetin dışında konumlandırıldı; bu görev, Diyanet İşleri Başkanlığı’na verildi. Medreseler bilimsel bilgi üretmiyor, ulusdevletin gereksinim duyduğu insan kaynağını yetiştiremiyordu.
“Tevhid-i Tedrisat Kanunu” ile medreseler kapatıldı, “eğitim ve öğretim birliği” sağlandı. Bütün eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanarak eğitim merkezileştirildi. Bu yasayla ulusdevletin yapımı için bilimsel, çağdaş laik eğitim anlayışı kurumsallaştı; toplumsal sınıflar ve bölgeler arasındaki ayrı eğitim uygulamaları kaldırıldı.
3 Mart devrim yasaları yeni devletin örgütlenmesinde önemli taşıyıcı öğeler olmuştur. Şeyhler, tarikatlar, medreseler, vakıflar devlete koşut hareket eden güç merkezleriydi. Ayrı güç merkezleri nedeniyle yasaların aynı gün çıkarılması önemliydi. Devrim yasaları, bilgi üretim merkezini medreseden üniversiteye taşıdı; toplumu ortak bir ulusal kimlik çerçevesinde yeniden örgütledi.
Osmanlı döneminde egemenlik “halife padişah”ta, eğitim medresede, toplumsal güç tarikatlarda, ekonomik güç vakıflardaydı. Ulusdevletin yapım sürecinde egemenlik ulusa bırakıldı.
3 Mart yasaları, kadın haklarını doğrudan etkiledi. Öğretim birliğinin sağlanmasıyla kız çocukları erkek öğrencilerle, aynı izlencelerle aynı kurumlarda öğrenim görmeye başladılar. Laik eğitim anlayışı, kadınların meslek edinmelerinin önünü açtı; toplum içinde birey olarak tanınmalarını, siyasal haklara kavuşmalarını, kamusal yaşamda yer almalarını sağladı.
“Hilafet”le “Şeriye ve Evkaf Vekâleti”nin kaldırılması sonrasında kadın erkek eşitliğini sınırlayan geleneksel yaklaşım son buldu. Kadını birey yapan medeni hukuk düzenlemelerinin -Medeni Kanun (1926)- önü açıldı. 1930–1934 arasında kadınlara belediye seçimlerine katılma (1930), muhtar olma (1933) ve milletvekili seçme seçilme (1934) hakları tanındı. Medeni Kanun ile tekeşlilik yasallaştı; boşanma ve miras konusunda kadınla erkek eşitlendi; kadınlar mahkemelerde tanıklık yapabildiler; evlilikler, devlet önünde bir sözleşmeyle yapılmaya başladı.
Bu yasalarla Türkiye Cumhuriyeti kadınıyla erkeğiyle bilimi önceleyen, halk egemenliğine dayalı laik ulusdevlet düzenini geri dönüşü olmayan bir biçimde var oluşunun temel öğesi olarak benimsedi. Bizler, 103 yıllık cumhuriyetin tüm kazanımlarının ışığında, tüm farklılıklarımızı varsıllık olarak içselleştiren, yaşamın her alanında acıyı ve sevinci yurttaşlık bilinciyle paylaşan bireyleriz.
Ülkemizde yaşamın her alanında kadın erkek eşitliğinin pekişmesi; kadınların yaşam haklarının güvenceye alınması çağrımızla 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününde bütün kadınları esenliyoruz. 3 Mart yasalarının 102’nci yılında laik eğitimin ışığında kadın erkek hepimiz, cumhuriyet devrimleriyle elde ettiğimiz kazanımları korumakta kararlıyız!
Saygılarımızla!
Dil Derneği Yönetim Kurulu adına
Ahmet PEKEL
Dil Derneği Genel Yazmanı